İstanbul Modern ve İğne Deliği Fotoğrafı
İğne deliği fotoğrafını oluşturan kuramsal ilkelerin geçmişi MÖ 5.yüzyıla kadar uzanmakta. Fotoğrafın temelini oluşturan ve ışığın en yalın durumunu en ilkel yöntemle duyarlı bir yüzey üzerine aktarma keyfini veren iğne deliği fotoğrafı, yaşamımızın her yanını saran dijital devrimden soyutlanarak, fotoğraf evrenimize yepyeni bir soluk getirmiştir. Tüm dünyada iğne deliği fotoğrafı üzerine sıklıkla atölye çalışmaları yapılmaktadır. Bilginin paylaşılarak çoğalacağına, zenginleşeceğine ve düşünenlerin, düşünenlere yeni ufuklar açacağına hep inanmışımdır. O yüzdendir ki; iğne deliği fotoğrafı ile ilgili pek çok seminer ve atölye çalışması yaptım. Hazırladığım sergileri, isteyen her kurum ve galeriye gönderdim. Çünkü yapılanların paylaşıldıkça üreyebileceğine ve bir anlam kazandığına inanırım.
Sanat öğretisinin temelinde gözlem, kuramsal ve estetik yeterlilik kaçınılmaz olarak gereklidir. Teknik ise çok daha sonradan gelir. Yazı yazmak okumanın bir türevi ise fotoğraf çekmek de görmenin bir türevidir. Resim sanatında soyut resim nasıl ki son nokta ise, müzikte de doğaçlama son noktadır. Belki iğne deliği fotoğrafı da; fotoğraftaki son noktadır. İğne deliği fotoğrafı; öylesine ince bir çizgidedir ki; bir hafta sonu eğlencesi de olabilir, bir tez konusu da, fotoğrafın yaratım tekniği de...
Bir sanat eserini teknik oluşumu ile değerlendirirseniz, bu sizi her zaman yanıltır. Kızılötesi film ile çekilen fotoğrafların albenisi gibi, iğne deliği fotoğrafların çekiciliği de sizi yanıltabilir. Sanat eseri olma becerisi ise teknikte değil birikimde saklıdır. Bir ressamın füzenle yaptığı bir resimle, yağlıboya ile yaptığı resim birbirinden nasıl ayrı tutulmazsa bir fotoğrafçınında hangi teknikle fotoğrafı çektiğinin de bir önemi yoktur. Önemli ve asıl olan yaratıcı sanatçı ve ışıktır. Makinanın, aracın ve donanımın ise adı yoktur!..
Yıllar önce Safranboluda, Adanalı fotoğrafçı arkadaşlarla karşılaştık. Bir kahvehanede çay içerken onlar Leicalarını, bense sırt çantamdaki İğne deliği makinalarımı gösterdim. O zamanlar Tuğrul Çakar takılırdı Ahmetin makinası yok, kutudan yapıyor!.. diye. Son günlerde İstanbul Modernde açılan ve medyada oldukça ilgi çeken otuzüç Adanalı öğrencinin sergileri beni çok sevindirdi. Sayın Engin Özendes, beni ve Tuğrul Çakarı sergiye davet etme nezaketini gösterdi. Ancak bizlerle hiçbir bağlantısı olmayan bu genç arkadaşlarla, Onların sergilerine katılmak!.. bize uygun düşmez diye düşündük. Çünkü benim ve Tuğrul Çakarın; hem analog hem de dijital yeterince makinası vardı! Bizler çö

ten kutu bulup, olanaksızlıklardan kaynaklanan sıkıntılarımızı çözmek için iğne deliği fotoğrafı yapmıyorduk. Ya da kimse bizi sahneye çıkarı

Bu gençlere makine bağışlayın!.. demiyordu. Ama birden ne oldu bilinmez. Belki de İstanbul bozuyor herkesi... Aç medyanın önüne, yokluktan fotoğraf çekmeye çalışan çocukların öyküleri sunuldu. Kuruluşlar ve kişiler bu çocuklara fotoğraf makineleri armağan edip; çö

ten bulunmuş bir kutuyla elde ettikleri heyecanlarını öldürme yarışına girdiler. Ve çocuklar; yarışmalara girdi ve sergiler açtı.
Yakın Doğu Üniversitesinde verdiğim seminer ve Adanada tüm günlük bir atölye çalışması, Adana Fotoğraf Evinde açtığım sergi ile; iğne deliği ile Fotograf üretebilme çoşkusunu ve bilgisini vermiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum. Ancak fotoğraf makinem olmadığı için değil; iğne deliği fotoğrafı yönteminin sadece bir tercih olduğunu anlatamadığım için üzgünüm.
Çocuklar sizden özür diliyorum.
Bu oyuna kurban edildiğiniz için de üzgünüm.
Ve ancak sanatçıların eserlerinin müzelerde sergilenmesi gerektiğine inanıyorum.
Ahmet Selim Sabuncu
05.07.2008
Devious Comments
Previous Page12 Next Page